22 Mayıs 2015 Cuma

Selçuklu'nun ve Mevlana'nın Kenti Konya - 1

Anadolu Selçuklu Devleti'nin ve Karamanoğulları Beyliği'nin başkenti, Mevlana'nın şehri Konya'yı ne zamandır görmek istiyordum. 6 ay öncesinden arkadaşlarımla biletleri aldık ve Mayıs'ın üçüncü Pazar günü Türkiye'nin sanayisi gelişmiş büyük şehirlerinden biri olan Konya'ya uçtuk. Havaalanından önceden kiraladığımız arabayla Mevlana Müzesi'ne çok yakın olan kentin merkezindeki Rumi Otel'e geldik. Oteldeki odadan ve terastan müze ve yeşil kubbesinin görülmesi de hoş bir sürpriz oldu. Erken akşam yemeğimizi otelin terasında yedikten sonra Sille köyüne hareket ettik.

Sille, Konya merkeze 8 km uzaklıktaki, Frigya, Roma, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde yerleşimin olduğu eski bir köy. Adı Yunan mitolojisindeki Silene'den geliyor. Ayrıca kaynayıp, coşup akan su anlamında Silenos'tan geldiği de ileri sürülüyor. Sille antik dönemlerden beri ticari ve kutsal yerlere giden yollar üzerinde yer aldığı için önemini korumuş. Sit alanı olan küçük ve şirin köyde volkanik kayalara oyulmuş kiliseler, 371 tarihli restore edilmiş Aya Elenia Kilisesi, eski ve otantik ahşap ve taş malzemeden yapılmış Rum evleri, köprülü Sille Çayı, baraj, Karataş Cami, Ak Cami, Mormi Câmi, Şeytan Köprüsü, el yapımı ürünlerin sergilendiği sanat atölyesi, eski bir şapel olan Zaman Müzesi, bir kısmı müze olan Sille Hamamı, testi ocakları görülebilecek yerler arasında. Akşam saati gittiğimiz köyde küçük bir gezinti yaptık: içlerinde mezarlar olan, bakımsız iki üç katlı mağaraların ve kilisenin çevresinde, köy içinde taş sokaklarda dolaştık. Aya Elena kilisesinin içine giremedik. Güneş batınca da ışıklandırmayla başka bir havaya bürünen köydeki Silenos Cafe'nin terasında çay, kahve içip hoş ve bol kahkahalı zaman geçirdik.

Konya, Sille Köyü
Sabah erkenden uyanıp terasta açık büfe kahvaltıdan sonra vakit kaybetmeden Çatalhöyük'e hareket ettik. 9 bin yıl öncesine dayanan Neolitik ve Kalkolitik yerleşim merkezi Çatalhöyük, Konya'ya 52 km mesafede Çumra ilçesinin yakınlarında bulunuyor. Konya ovasında uçsuz bucaksız buğday tarlaları, kenarları gelincikler çevrili yolda son derece keyifli bir seyahat sonrası Çatalhöyük ören yerine ulaştık. Yolda durup yemyeşil tarlaların kenarında fotoğraf çekmeyi ihmal etmedik. Çatalhöyük girişinde hemen solda kileri, ocağı, kutsal alan bölümünde bezeli duvarları ve hayvan başlarıyla örnek bir Neolitik evini görüyoruz. Biraz ilerisinde ise küçük bir ziyaretçi merkezi ile panolarla hazırlanmış Çatalhöyük'e ait  bilgiler ve resimler gezilmeyi bekliyor.

Konya Ovası
2000 yıl kesintisiz iskanın olduğu Doğu (Neolitik, M.Ö. 7400 - 6200 ) ve Batı (Kalkolitik, M.Ö. 6200 - 5200) olmak üzere iki höyük yer alır. Neolitik dönemde ormanlık bölge, göl ve otlakların, bereketli toprakların olduğu Çatalhöyük kent kurulumu için son derece uygun bir imkan oluşturur. Dünyanın en eski kent yerleşimlerinden biri olması açısından da evrensel bir değer taşıyan Doğu höyüğü 1958 yılında James Mellaart tarafından keşfedildikten sonra kazılara başlanır. 18 Neolitik yerleşim katmanı ortaya çıkarılır. Birbiri üzerine  dikdörtgen planla avlular etrafında inşa edilen iç içe ve yanyana evler kerpiçten düz damlı yapılır. Giriş çatıdaki bir açıklıktan ahşap merdivenle sağlanır. Evlerin içlerinde çeşitli av ve hayvan tasvirlerinin olduğu duvar resimlerine, kabartma ve heykellere de yer verilir. Evler barınmak dışında eşya depolamak ve sembolik ve kutsal amaçlı da kullanılır.  En fazla görülen nesnelerden biri boğa başlarıdır. Boğa başlarıyla birlikte bereket simgesi Ana Tanrıça heykelcikleri de kutsallığı vurgularken buranın kült merkezlerinden biri olduğunu da gösterir.

Konya, Çatalhöyük
Sabah saatleri olmasına rağmen kendini hissettiren sıcak havanın eşliğinde üzeri korugan ile örtülü Doğu Höyüğü ile Güney Korunağı içine girdik. Henüz küçük bir kısmının açığa çıkarıldığı belirtilse de bu hali de o zamanki insanların yaşamına dair yeterince bilgi verici ve etkileyici. Çatalhöyük'teki buluntuların bir kısmı Konya Arkeoloji Müzesi'nde ve özellikle Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde sergileniyor. Ören yerinden çıkıştaki kafesinde kısa bir süre oturup soğuk bir şeyler içtik.

Dönüş yolunda  arkadaşlarımdan birinin arkeolog yeğeninin önceki yıllarda kazılarına katıldığı, 9 km uzaklıktaki Çatalhöyük'teki kültürün başlangıç bölgesi olarak değerlendirilen ve Çatalhöyük'den 1500 yıl daha eski olan Boncuklu Höyük'e de uğramaya karar verdik. Hayıroğlu Beldesi'ne bağlı olan höyüğe gidiş yolunda zifte bulandık. 2006 yılında çalışmaların başladığı kazı alanına gittiğimizde ise kimse yoktu. Alanda prefabrik bir yapı ve iki konut örneği -Anadolu'daki ilk evler- bulunuyor. Buradaki evlerin planları ve içindeki hayvan başlarının duvara monte edilmesi gibi özellikler daha sonra Çatalhöyük evlerinde de uygulanıyor. Buluntular sonucunda Anadolu'da tarım ve hayvancılığın başladığı ilk yer olması açısından önemi büyük. Henüz bu yılki kazılar başlamadığı için biraz ıssız ve terk edilmiş görünüyor.

Çatalhöyük'te binlerce yıl öncesine yolculuğumuzdan döndükten sonra önce Bolu Lokantası'nda etli ekmek yedik. Vedat Milor'un tavsiye ettiği ve gerçek etli ekmeği yapan tek yer dediği lokanta küçük. Gittiğimizde yer yoktu biraz bekleyip bir masaya geçtik. Hemen sürahiyle soğuk ayran geldi. Ayran hafif yağlı olmakla birlikte lezizdi. Doğal maya ile yoğrulmuş etli ekmeğin bir porsiyonunun büyük geleceğini düşünerek bir ve bir buçuk porsiyonları paylaştık. Eski taş fırında ve odun ateşinde pişen pideler gerçekten harikaydı, hepimiz beğendik. Etli ekmeğin porsiyonu 9 Tl, bir sürahi ayran ise 3 Tl. Böyle bir lezzeti bu fiyatlara yemek bizi şaşırttı haliyle. Konya'nın sadece etli ekmeği değil fırın kebabı, tirit ve bamya çorbası da meşhur ve onların da tadına bakılmalı mutlaka.


Yemekten sonra ilk ziyaret edeceğimiz yer Mevlana Müzesi. Mevsim normallerinin üstündeki sıcağın yürürken kısa mesafe de olsa sıkıntı yaptığı bir gerçek. Kaldığımız Rumi Oteli hem merkezi, hem de temiz ve uygun fiyatlı olması açısından tavsiye ederim. Ayrıca kahvaltı çeşitli, akşam yemekleri de gayet lezzetliydi. Mevlana Müzesi de otele yürüme mesafesinde. Toplam alanı 18 bin metrekareye ulaşan Mevlevi Dergahı ve türbe 1926 yılında müze olarak ziyarete açılmış. Giriş ücretsiz. Bahçesinden ilerleyip Yeşil Kubbe'de denilen, mimarı Bedreddin Tebrizi olan Mevlana'nın türbesine giriyoruz ama ilerlemek ne mümkün. Günlerden Pazartesi olmasına rağmen oldukça kalabalık. Yerli yabancı ziyaretçiler "Ya olduğun gibi görün, Ya göründüğün gibi ol" diyen Mevlana Celaleddin Rumi'nin yeşil kubbenin tam altındaki mezarını görebilmek ve fotoğraf çekebilmek için bekliyorlar.  Biz de önünde durup dua ediyoruz. Mevlana'nın ve oğlunun mermer sandukaları Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılmış. Mevlâna'nın babası Sultânü'l-Ulemâ Bâhaeddin Veled'in mezarı üzerinde de Selçuklu Dönemi'ne ait ahşap sanduka yer alıyor. Mistik atmosferin hissedildiği, huzurlu bir ortam olan türbe içindeki camekanlı vitrinlerde sergilenenleri de gezdikten sonra avluya çıkıp derviş hücrelerine ve diğer mekanlara bakıyoruz. Müze avlusundaki hediyelik eşya satan yerden hatıra olarak küçük bir şeyler alınabilir ama Konya içindeki dükkanlarda uygun fiyatlı daha fazla çeşit bulmak mümkün. Ayrıca Müzenin hemen yakınındaki Osmanlı'nın klasik dönem özelliklerini yansıtan, mukarnas dolgulu mermer girişli, anıtsal Selimiye (Sultan Selim) Cami de (1558 - 1570) görülmeye değer.

Konya, Mevlana Müzesi
Müze; Selçuklu Dönemi'ne ait türbe, çevresindeki Osmanlı Dönemi'nde yapılan mescit, semahane, meydanı şerif, matbah, derviş hücreleri, şadırvan, şebi aruz havuzu ve çelebi dairesi gibi birimlerle bir külliyeden oluşuyor. Üç küçük kubbe ile örtülü türbenin post kubbesi, yivli gövdesi ve firuze çinilerle kaplı külahı, çelebi mezarları Karamanoğulları Dönemi'nden kalmadır.

Sevgi ve sevincin şairi Mevlana'nın evrensel sözleri ve şiirleri 800 yıl sonra bile bütün dünyada biliniyor. İyimserliği, lirikliği, mistik zenginliği ve derinliği  zamanı, mekanı ve kültürleri aşıyor. Müzeye dünyanın pek çok yerinden ziyaretçiler geliyor. 1273 yılında tüm dinlerden insanların cenazesine katıldığı Mevlana'nın en bilinen eseri tasavvufi fikir ve düşüncelerin hikayelerle anlatıldığı, Farsça yazılmış altı ciltlik Mesnevi'dir. Diğer eserleri: tüm şiirlerinin olduğu Dîvân-ı Kebir,  dini konularda bilgiler veren mektuplardan oluşan Mektûbât, sohbetlerini içeren Fîhi Mâ Fih, yine tasavvuf düşüncelerinin ele alındığı Mecâlis-i Seb'a'dır (Yedi Meclis). 

Not: Konya gezisi ile ilgili yazı burada bitmiyor. Alaeddin Keykubad Cami, Karatay Medresesi, Japon Parkı, Arkeoloji Müzesi, Sahip Ata Cami ve Müzesi, İnce Minare (Ahşap ve Taş Eserler Müzesi), Klistra Antik kenti vb. konular bir sonraki yazılarda çok yakında... Yalnız Şems-i Tebrizi Türbesi ve Mescidi 'ni atlamışız ki bu nasıl oldu da aklımızdan çıktı bilmiyorum :(.

Selçuklu'nun ve Mevlana'nın Kenti Konya - 2 - Arkeoloji Müzesi
Anadolu Selçuklu Hanları
Anadolu Selçuklu Medreseleri
Anadolu Selçuklu Çini Teknikleri
Konya Türbeleri

*****Bu sayfadaki yazının ve fotoğrafların tüm hakları yazara aittir. Sadece kaynak gösterilerek, yazar adı ve orijinal sayfanın aktif linki belirtilerek alıntı yapılabilir ve paylaşılabilir. Nalan Yılmaz adıyla tüm yazılar 'Creative Commons Attribution Noncommercial-No Derivative Works 3.0 Unported License' altında tescillidir.   2008-2017 Creative Commons License

1 yorum :

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...