30 Nisan 2009 Perşembe

Fragmanlar 2

Bazen sözcükler nesneleri yansıtmakta yetersiz kalır. O zaman başka ifadelere başvurulabilir. Belki renklere ve ezgilere.

Sevgi bir karıncayı incitmemekse hangi insan bunu başarmıştır? Karıncayı incitmeden ama kendini de.

Şeylere başka gözlerle ve farkındalıkla bakıldığında, yepyeni ve keşfedilmemiş gibi görünürler.

Hayat kendiyle ilgili gizlerin açığa çıkarılmasını bekliyor ve zaman zaman çok kolay bir şekilde bunu sunuyor. Ancak her insan aynı şekilde ve çıplaklığıyla onu görüp alamıyor.

Her zaman kaybetmiş ve kaybolmuş olarak ömrünü geçirdiğini duyumsayan ruhlar vardır. Kendini çaresiz hisseden, tutundukları bir şey olmayan, derin bir melankoli içindeki bu ruhlar amaçsızca ve sessizce kozmosta varoluşlarını sürdürürler...

27 Nisan 2009 Pazartesi

Fragmanlar 1

Kitaplar bazı kişiler için büyük önem taşırlar. Sevilen kitaplardan birini bir süre başkasına verip ayrı kaldıktan sonra tekrar kavuşunca hissedilenleri tarif etmek güçtür. Bazı kitaplar barındırdıklarıyla insanı bulunulan ortamdan alıp, hiç gitmediği, bilmediği, hayalini bile kurmadığı dünyalara girmesini sağlar. Bu düşsel ortamlara dalma sanki bir boyut değiştirme, zaman kavramından sıyrılma, ölçüsüzce kahkaha, umutsuzluk, kendinden geçercesine ağlama, çevrede olup bitenlerden tamamıyla kopma gibi hisler içinde olmaya neden olabilir.

Bireysellik toplum içinde fazla itibarlı değildir. Oysa toplumları oluşturan bireylerdir. Fertlerde bireysellik bilinci oluşsaydı, toplum içinde de daha iyi standartlarda bir yaşam kalitesi olabilirdi. Herkes konuşurken aynı kalıplaşmış sözleri kullanmaz, davranışları ve olaylara tepkileri birbirinin aynı olmazdı. Birey olmanın bilinciyle kendi fikirleri olur ama bunları insanlara zorla kabul ettirmeye çalışmadan onlarla paylaşırdı. Bu çeşitliliği getirirdi. Çeşitliliğin, alternatif düşüncelerin ve yaşantıların ardından hoş görü gelirdi. Ancak kendini birey olarak göremeyenlerin ne kadar hoş görülü olabilecekleri tartışılır. Bireysellikten kastedilen toplumdışı olmak değildi -kişi bunu da tercih edebilir-. İnsanlar kendileri için bir şeyler yapsalar, kendilerini geliştirip tanımaya çalışsalar çevrelerindekilerle olan ilişkileri de daha iyi yürürdü. Kendinden başlayarak topluma yayılan zincirleme gelişmeler söz konusu olabilirdi...

25 Nisan 2009 Cumartesi

Yıldızlı Gece

Vincent van Gogh'un en bilinen resimlerinden biri Yıldızlı Gece. Boyaları palette karıştırmadan doğrudan tüplerinden tuval üzerine sıktığı bilinen Van Gogh bu resminde de aynı tekniği uygular. Kalın ve kaba fırça vuruşlarıyla tonlamalar ve koyu lekelerle göz alıcı, son derece etkileyici ve farklı bir yaz gecesi manzarasına imza atar. Bir mektubunda "Gece manzaralarını ve gece ortamının özelliklerini, gecenin gerçek karanlığı içinde ve yerinde tuvale aktarma sorunu beni her taraftan kuşatmakta" diye yazar. Gökyüzündeki yıldızlara gitmek için ölümün bir araç olduğunu belirtir. Ölümle ulaşılan yıldızların erişilir olabileceğini düşünür. Gece karanlıktır, korkudur, ölümdür, uykudur, yalnızlıktır, hüzündür. Yine de umutsuzluk algılanmaz. Çünkü ölümü kötü olarak değerlendirmez.

Vincent van Gogh, Yıldızlı Gece, Haziran 1889, tuval üzerine yağlıboya, 73.7 cm × 92.1 cm, Museum of Modern Art, New York City

Van Gogh 1889 Nisan'ında St. Rémy'de St-Paul-de-Mausole akıl hastanesine yatar. O dönemde kırlara çıkıp resimler yapar. Hayal gücüne dayanarak yaptığı 'Yıldızlı Gece'de ise ön planda koyu lekelerle oluşturulmuş büyük bir servi ağacı, geri planda bir köy ve köyün gerisinde zeytinlikler ile dağlar, resmin büyük bölümünü kaplayan kavisli fırça vuruşlarıyla belirginleşen ışıltılı bir hilal şeklinde ayla, irili ufaklı on bir yıldızlı göğün altında uzanır. Sanatçı en evdiği sarı renge ay ve yıldızlarda  belirgin bir şekilde yer vermiş. Ve onları daha açık tonlu sarı hareler ile çevrelemiş. Yok olan ve yenilenen kozmik evren düşüncesiyle büyülenen Van Gogh'un diğer resimlerinde olduğu gibi 'Yıldızlı Gece'de de helezonlar, kıvrımlar dikkat çekerken sanki her şey hareket ediyormuş gibi bir algıya da neden olur. Ayrıca bu hareketlilik denizdeki anaforu da andırır. Nasa’nın hazırladığı bir videodaki okyanuslardaki akıntıların görüntüleri ‘Yıldızlı Gece’'nin girdaba kapılıp her şeyin döndüğü gökyüzüne benzer. Sanki resim birazdan canlanacak gibidir. Gecenin o kendine özgü esrarengiz ve hafif esintili havasında, zeytin ağaçlarından gelen kokuyu duyarmış ve ışık saçan yıldızlar altındaymış gibi bir his uyandırır. Resim tüm bu özelliklerinden dolayı, 19. yüzyılda yapılmış olsa da zamansız bir başyapıt olarak yüzyıllar sonrasına bile etkisini taşıyacaktır.

Van Gogh ile ilgili diğer yazılarım:

19. Yüzyıl Melankoliği: Van Gogh,
Van Gogh Kızları
Sanatçı, Sembol ve Algı
Sembolist Manzara
Van Gogh’un Kaygısı
Vincent van Gogh'un ilk dönem resimlerinden: 'Patates Yiyenler'

*****Bu sayfalardaki yazıların tüm hakları yazara aittir. Sadece kaynak gösterilerek, yazar adı ve orijinal sayfanın aktif linki belirtilerek alıntı yapılabilir ve paylaşılabilir. Nalan Yılmaz adıyla tüm yazılar 'Creative Commons Attribution Noncommercial-No Derivative Works 3.0 Unported License' altında tescillidir.   2008-2017 Creative Commons License

20 Nisan 2009 Pazartesi

Chagall'ın Mutlu Aşıkları

Rus ressam Marc Chagall'ın mutluluk temasının ağır bastığı ve tutkulu aşıkların yer aldığı resimlerinden ikisi. genel olarak resimlerinde çocuksu bir çağrışım, hayal ile gerçeğin karıştığı düşsel ortamlar, duyguların aktarımında şiirsellik, coşkulu ifadeler, figürlerin bilinçli deforme edilişi, mekansızlıkta uçuşları, havada yan ya da ters ve boşlukta asılı gibi duruşları dikkat çekiyor. bu düşsellik sürrealistlere yakın duruyor ama Chagall'ın çalışmaları daha öyküsel, renkler canlı ve insanlar mutlu.

18 Nisan 2009 Cumartesi

Her Yerde Miro


Üzerine Miro motifleri işlediğim süeterim :) Sanırım 6-7 yıl oldu yapalı.  Önceki kayıtta da komodin vardı.   Dolap, tepsi ve jean de boyamıştım çok eskiden.

15 Nisan 2009 Çarşamba

Düşünce Parçaları

İyi ki gerçeğin keskinliği gün geçtikçe hayale dönüşüyor yoksa katlanılamazdı.

Vizyonsuz ve tek taraflı değerlendirmeler öznel kalmaya mahkumdur.

Herhangi bir yeteneği olmayan kişi üretenleri kıskanarak üretilenleri hor görür. Yeteneksizliğinin ve şanssızlığının acısını başkalarının ürettiklerini küçümseyerek çıkarmak ister. Kendi doğrularını gerçek sanıp aldanır.

Her insan kendini dünyanın merkezi sanır ve önemser. Öyle olmasa yaşayabilmesi zorlaşır.

Başkasını bir hatası, davranışı, yaşam şekli ve inandıkları yüzünden eleştiren kişi o şeyi yaşamadan bu dünyadan ayrılmaz.

Fikrini söyleyen kişinin dikkat etmesi gereken şey karşısındakini üzmeden ve kırmadan bunu yapabilmesidir. Çok ince bir çizgi vardır. Çoğunluk inceliktense dobralığı tercih eder. Sadece kendi söylediğine bakar ve dürüstlüğüyle övünür.

Kendini bulmak herkese göre değişen bir şeydir. Bu konuda tek bir yoldan söz etmek doğru olmaz. Kimi hayatın içine atılır sonradan bunun gereksizliğini anlar. Kimi de saklı kalır, sürekli çelişki içinde olsa da.

Belki de en mutlu insan uğrunda yaşamaya değecek derin bir fikri olandır.

Nalan Yılmaz. 2007 

*****Bu sayfalardaki yazıların tüm hakları yazara aittir. Sadece kaynak gösterilerek, yazar adı ve orijinal sayfanın aktif linki belirtilerek alıntı yapılabilir ve paylaşılabilir. Nalan Yılmaz adıyla tüm yazılar 'Creative Commons Attribution Noncommercial-No Derivative Works 3.0 Unported License' altında tescillidir.   2008-2014 Creative Commons License

8 Nisan 2009 Çarşamba

Düşler Gecesinden Yansıyanlar - 2

Bilinmeyen, görünmeyen peşindekileri doğa alıngan ve sitemli bir şekilde çağırır ‘ben buradayım hadi gör, görmeden beni ulaşamazsın öteye, önce beni hisset sonra ötesini’.

Kahin midir şair Rimbaud’nun dediği gibi rotası bilinmeyene doğru coşkulu bir denizci midir engin denizlerde kaybolma pahasına? Ulaşacak mıdır öze gelişmiş ruhunda?

Kulaklar seslere tıkalı olsa da sadece vızıltı olarak ulaşsa da sesler bazen bu vızıltılardır derin yaralar açan.

Düşüncelerin cisimlenişi ve coşkunun dans edişi düşlerle başka dünyalar açılır insan.

Bilinmeyene koşmak ya da beklemek risk değil mi? Düşecek mi göklerden paketlenmemiş özgür bilgiler?


İstenmeyen sesler kulakta, gülmeyen ağız suratta, nahoş görüntüler gözlerdeyken yıldızlar saklanmış gök gürlemek üzereyken görünmeyen düşlerden derinlerden hiçlikten fırlamış gibi birden çakıverir şimşekler. Öyküsüdür bu belirsizliğin gecesinde kötülüklerin.

Dönerken herkes gibi nerede ve ne için olduğunun farkında değilken düşün öğrendiğin her şeyi. Masalları, hikayeleri belki saklıyordur gerçeği. Kafdağına uçan kuşlar nasıl simurgu kendilerinde bulursa insanın da uçuşu kendine.

6 Nisan 2009 Pazartesi

Düşler Gecesinden Yansıyanlar - 1

Bazıları bir şey olmak, bir şey yapmak, kalıcı olmak isteği içinde olmazlar. Bu hem acı hem de mutluluk verir. Sadece insan denen garip yaratığın nereden gelip nereye gittiğini ve tüm oluşumları, yaşananları bilmek isterler. Geçmişten geleceğe akış içinde olanları eylemde bulunmadan takip etmektir yaptıkları. Düşüncelerde dolaşıp ışık hızıyla çağlar öncesinden sonsuzluğa gitmek. Bir şair gibi olmayacak, yan yana gelmeyecek nesneler, olaylar arasında bağlar kurarak, açığa çıkmamışlara hayranlık duyup her yerde, her şeyde, görünende, olanda, olmayanda estetik, uyum, denge ve sadelik ararlar.

Geceden sabaha yarı ölü gibi uykuda geçer. Gece uyurken başka uyanıkken başka düşler gördürür. Çağırır, çılgınca koşmanı ister söylenmemiş şarkıların içine, rengarenk seslerden gelen melodinin duyulduğu sık ormanlara. Ormanların içinde kendinden geçirten coşkuyla dans eden, eğlenen, ziyafet içindeki görünümleriyle açığa çıkan yaratıcılığı izlemeni ister. Baloya davetli bir genç kız gibi en güzel elbisesini giymiş, en göz alıcı takılarını takınmış, ferahlatan kokusunu sürmüştür gece. Sarsıcı, büyüleyici ve hüzün verici bir güzellik içinde çağırır her halini göstererek. Tapınakların kapılarında içeri girmeye izin vermeyen muhafız sfenksler ve kardeşleri onlardan daha korkunç hazine koruyucu kuş başlı kanatlı grifonlar, rastlantıyı gözleyen ruhlar, aşağıda kalmış mor dağlara, sütunlu yollara bakarken, kerberosun kapısında durduğu yeryüzünün derinliklerinden gelen sirenler kadar etkileyici iniltiler, kaba saba, kavgacı, yarı at yarı insan kentauroslar deli gibi kaçıyorlar kovalayandan. Bütün oluşumlarını göstermeye niyetli gece. İçindeki yaratıklara küstüğünde bile...

4 Nisan 2009 Cumartesi

Tasarım Ürünü Sanat Eseri midir? - 2

Optik Sanat
Endüstriyel tasarımda 1950'lerde stil, 1960'larda fonksiyon, 1970'lerde estetik, 1980'lerde anlam, 1990'larda ise bireysel sunumlar ve deneysellik önem kazanır. Yakın geçmişe kadar dizaynda sadece kullanılabilirlik aranırken gittikçe ilk sıraya biçim yerleşir. Optik Sanat, Pop-art, Postmodernizm, Kitsch alternatif modeller olarak ortaya çıkar. 1950’lerde bireysel veya grup içinde bazı sanatçıların çalışmaları olsa da 1960'lıyıllarda gelişme gösteren Optik Sanat’ta renklerden, çizgilerden ve biçimlerden yararlanarak izleyende görsel tepkiler uyandırmak amaçlanır. 1960’lı yılların akımı ve kente özgü olan Pop-art’ta çok renklilik ve Dada’daki gibi herhangi bir hazıryapım eşyanın etkileyiciliği vurgulanırken ve sanat eseri gibi sunulurken, 1970'lerde moderne tepkili Postmodernizm’de minimalist formlarla süsleme bir araya getirilir. Bu hayatın her alanındaki kullanım eşyalarına yayılır. Modern anlayış kırıldıkça tarihselliğe dönüş başlar. Eski biçimlerden esinlenerek yenileri oluşturulur. İroniyle Kitsch’e ulaşan tasarımlar söz konusu olur. Tüm davranış ve eğilimler, her türlü biçim ve öğe sonuna kadar kullanılır.

3 Nisan 2009 Cuma

Tasarım Ürünü Sanat Eseri midir? - 1

Ortaçağ’da Avrupa’da önemli sanat projeleri, genellikle kiliseler ve tarikatlar tarafından yarı dinsel meslek örgütleri olan loncalara yaptırılır. Kurumların yetkilileri sipariş edilen resim, heykel, vitray, minyatürlü el yazmalarını ustalara hazırlatıp onları denetler. Bir usta kentin yönetiminde sözü geçen bu derneklere alınabilmek için kendi alanındaki becerisini göstermelidir. Bunu yaptığında dükkan açıp çırak tutabilir ve siparişleri kabul edebilir. Rönesans ile sert ve disiplinli loncalar yerini atölyelere bırakır ve sanat zanaatçı ayrımı başlar. Resim, heykel ve müzikle uğraşanlar ön plana çıkarken zanaatçılar önemsizleşir.

19. yüzyılda akademik stilciliğe karşı olan Romantizmin ‘sanat sanat içindir’ söyleminde sanatın herhangi bir amacı olması gerekmediği, sadece kendi hizmetinde olduğu fikri geçerlilik kazanır. Böylece bağımsız sanat kavramı gündeme gelir. Ancak hiçbir sanat akımı ve düşünce sistemi uzun süreli olmaz. Geride kalıp yerini yeni anlayışlara bırakır. Yüzyılın ikinci yarısında endüstrileşme sonucunda beliren yeni kültürde eski biçim anlayışıyla yeni teknolojiye uygun ürün meydana getirilmeye çalışılır. Bu tür ürünlerde uyumsuzluk, taklit, içeriksiz bir özentilik, teknik ve sanatsal yetersizlik kısacası Kitsch denilen zevksizlik göze batar. Öte yandan sanat hala belirli bir kesimin ulaşabileceği değerli bir şeydir. Bu duruma bilinçli veya bilinçsiz tepkiler olur. Daha ucuza sanat eseri alma isteği doğar.

1850'lerde makinelerde çoğaltılan zevksiz ürünlere karşı bilinçli bir tepki olarak İngiltere’de görülen Arts and Crafts hareketi sanat ve zanaat ayrımına son verip endüstrileşmenin karşısında el emeğine dayanan üretimi canlandırmayı amaçlar. Yaratıcılık açısından ikisi arasında fark olmadığını gösterir. Orijinal ve yeni formların Ortaçağ’a özgü bir şekilde üretilmesini ister ve o dönemin loncalarını benimser. Eklektisizme karşı çıkıp özgün bir arayış içinde oluşuyla modern sanatın ilk aşaması olarak kabul edilen Arts and Crafts, sanatsal üretimde toplumsal sorumluluk kavramını endüstri çağında ilk ortaya atan akımdır. Sanatın insan için insan tarafından yapılması savunulur. Önemli ressam ve mimarlar yanı sıra zanaatçılar da birlikte mimarlıktan, duvar kağıdına, mobilyadan, kitap ve tekstil tasarımına uzanan farklı alanlarda estetiğe de dikkat ederek yalınlık ve işlevselliğin ön planda olduğu üretimlerde bulunurlar. 19. yüzyıl demir ve camın kullanılması ve makineye geçişten dolayı mühendislerin çağıdır. 20. yüzyılda endüstride dizayn sadece mühendislerin ilgilendiği bir alan değildir. Sanatçılar ve mimarlar da işin içine girerler.

1890-1905 arasında Avrupa ve Amerika’da yaygınlaşan Art Nouveau akımında da Arts and Craft’ın fikirleri benimsenir. Japon resimlerinden ve botanik kitaplarından etkilenen bu yeni stilin sloganı: zamanın sanatı ve sanatın özgünlüğü’dür. Mimaride, mobilyada, resimde, dekoratif sanatlarda, afişlerde, kitap süslemesinde ve mücevherlerde uygulanır. Akıcı, enerjik ve birbirinin içine girmiş formlar, dalgalı hatlar, güzel kadınlar, zarif çizimler, asimetri, çiçek, yaprak ve kıvrık dallardan oluşan bitkisel motifler dikkat çeker. Dökme demir mimaride hem süsleyici hem de taşıyıcı olarak kullanılır. Üslubun son dönemlerinde geometrik formlar artarken yalınlık, biçim ve fonksiyon arasında uyumsuzluğa da rastlanır. Geometrik Art Nouveau, Art Deco ve Bauhaus aynı tarihlere rastladığından bazen ayırmak zordur. Ülkesine ve tarihine bakmak gerekir. 1910’lardan sonra Art Nouveau’dan bahsetmek doğru olmaz. Almanya’da 1920’ler Bauhaus’tur, Amerika ve Fransa’da Art Deco’dur. 1920-30 yılları arasına tarihlenen Art Deco uygulamalı sanatlarda, dış ve iç mimaride görülür. İnce, ayrıntılı geometrik süsleme öğelerine yer verilir. Üretim el işçiliğiyle az miktarda da makine ile yapılır. Bu akımı özellikle mimaride tanımak kolaydır. Yapının tümüne yayılmış sade bir geometri hakimdir. Oranların mükemmeliyeti, kaliteli malzeme kullanımı ve formlardaki güzelliği yakalamak önemlidir.

İki boyutlu düzlemde üç boyutlu nesnelerin değişik yönlerden gösterildiği, parçalandığı, fonksiyonlarını yitirdiği ve kolaj tekniğinin uygulandığı Kübizm, hıza, makineye ve harekete hayran ve yeni bir sanat anlayışı kurmak isteyen (1909-1924), ‘tekniğe karşı değil teknikle beraber’ sloganını benimseyen, dördüncü boyut olan zamanı önemseyen, dinamik uzay kompozisyonlarının ve hareketli heykel makine karışımı otomatların yapıldığı Konstrüktvizm gibi avangard anlayışlar da sanat ve tasarım tarihinde oldukça etkili olmuştur.

Geleneksel üslupları, inanışları, sarsılmaz sanılan değerleri yıkmaya çalışan ve anlamsızlığı Dadaizm (1916-1922) tasviri ortadan kaldırarak sanatı özgür hale getirip yeni ufuklara götürmek ister. Dada bildirilerinde 'sanat yeni dünyanın doğuşu için uykuya dalıyor' diye yazar. Dada hareketi içinde yer alan Marcel Duchamp endüstri ürünü olan bir eşyaya da sanatsal anlam yükler. Endüstri ürünlerini bir araya getirerek ya da tek başına hiç dokunmadan sunar. Ona göre insanın kullandığı her şeyin etkili bir formu olabilir. Düşünce üretilen nesneden üstündür. Bu anlayış da 1960'ların sonlarında kavramsal sanatın ortaya çıkmasına etkendir.
önemseyen

Sanatın bireysel bilinçten kurtulup toplumsal bilince kavuşmasını amaçlayan Theo Van Doesburg ve Piet Modrian’ın oluşturdukları De Stijl’de (1917-1931) temel yuvarlak, kare, dikdörtgen gibi geometrik biçimler ve siyah, beyaz, sarı, mavi, kırmızı gibi ana renkler tercih edilir. De Stijl sanatçıları için yalınlık, saf renkler ve evrensellik önemlidir. Teknik, pratiklik ve güzellik iç içedir. Bu stilin örnekleriyle mimaride, mobilyada ve resimde karşılaşılır.

Almanya'da kurulan sanat ve tasarım okulu Bauhaus‘ta (1919-1933) dönemin önemli mimarları ve ressamları eğitim verir. Herkese ulaşabilmesi için sanatla zanaat farkını ortadan kaldıracak üretimlerde bulunurlar. Sanat, toplum, endüstri ve tasarım birbirleriyle ilişki içindedir. Bauhaus'a göre tasarımcı topluma faydalı olabilmeli ve sanat eseri sağlamalıdır. Atölyelerde her türlü kullanım eşyasıyla ilgili pratik çizimler gerçekleştirilir. Modelleri yapanlar makineleri ve imalat metotlarını da bilirler. Endüstrideki teknik değişimleri kabul edip uygularlar ama üretilenlerin yetkin, kaliteli ve sanatsal değeri olmasına da dikkat ederler.

Nalan Yılmaz, Tasarım Sanat mıdır?, 2 Nisan 2009, Lebriz Sanal Dergi

*****Bu sayfalardaki yazıların tüm hakları yazara aittir. Sadece kaynak gösterilerek, yazar adı ve orijinal sayfanın aktif linki belirtilerek alıntı yapılabilir ve paylaşılabilir. Nalan Yılmaz adıyla tüm yazılar 'Creative Commons Attribution Noncommercial-No Derivative Works 3.0 Unported License' altında tescillidir.   2008-2017 Creative Commons License
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...