3 Ekim 2009 Cumartesi

Gerçeğin Sınırında ve Ötesinde Bulanıklaşan Düşünceler

Nesne; fazlalıklarından kurtulup çıplak kaldığında gösterir kendi gerçeğini. İşte o zaman ona yeniden bakmak gerekir daha önce binlerce kez bakılmış olsa da. Görebileni şaşırtır şeffaflığı ve sadeliğindeki yüceliği.

Sadelik ve teklikteki gizem sonsuzdur. Kaos ve kargaşa ise zihni yorar, karışıklığa neden olur. Bu da asıldan, öz olandan uzaklaştırır.


Bulanıklıklar, netleşmeyen belirsiz dünyalar, gözlerde huzursuzluk yerleşmişken ümitler kaybolur ardında çaresizliği bırakarak. Gerçek ve düş birbirinin içine geçer ve ayırmak zorlaşır.


Gerçek bazen çıplak bir şekilde kendini ortaya koymaz. Gerçek sanılan görünüş aldatıcı olabilir. Sert bir kaya ya da duvar arkasında korunmasız olanı barındırır. Duvar veya kaya savunmaya yönelik bir kalkandır ve güçsüz bir varlığı saklar.


Müziğin içindeki renkler, renklerin içindeki notalar, tonların uyumu duyguların ötesine götürür...


Uzayı düşünülemeyecek kadar ağır bir şey delince başka alemler doğacak, zamansız bir boyutta asılı kalınacak ve geçmişle gelecek birbirine karışacak. Var olan her şey yeniden yaşanacak, seslerden kulak zarları patlayaca
<

Gözlerinin içine yeterince bakan kimse derinden gelen parıltıyı görebilir. Bu parıltı içteki sonsuz ışık kaynağının küçük bir yansıması


Zaman insanın düşüncesinde yaratılan bir yanılsamadır. Düşünce zaman tanımaz ve zamansızlığı aşarak inanılmaz bir hızla ulaşır gideceği yere.

Mevsimlerin ve günlerin hızla geçmesinden dünyanın dönüşünü fark eden insan hüzünlenir. Geçmişe yönelir, anlık görünümlerin yakalandığı fotoğraflarla. Geçmişten gelen kahkahaları, hıçkırıkları zihninde yeniden yaşatır. Anı yaşamak yerine geçmişe pişmanlık ve acıyla, geleceğe ise umutsuzlukla bakar.

Mevsimler hüznü, neşeyi, coşkuyu, uyanışı geceler yalnızlığı simgeler. Çağlar sonrasının aynılığını fark eder insan çağlar öncesini düşündüğünde. İçinde yer aldığı alacağı bu döngüyü kabul etmekten başka çaresi yoktur. Bu noktada boyun eğmek ya da eğmemek eşittir birbirine.

Doğanın büyüsünde kendini kaybettiğinde mutluluğun da tam içine düşmüşsün demektir.

Duyması, görmesi engellense de, sınırlı algısıyla insan etrafının kalabalık olduğunu hisseder. Bir şeyler aşar o duvarları ve sızar odalara. Madde boyutunda değildir ama altıncı hissi güçlü olanlara tedirginlik verebilir bu.


Fikir perisi rüyalarda gösterir kendini. Farkına varmadan sözcükler oluşuverir. Sadece rüyada değil gerçek hayatta da her zaman çevrede uçuşan fikirler yakalanacakları anı beklerler. Hiç de zor değildir yakalamak. Sadece dikkatle bakmak ve dinlemek gerekir.

İnsan muhteşem bir sunuştur tıpkı doğa gibi. Her şeyi kapsayan evren gibi. Evrenin en küçük parçasından en büyük parçasına kadar her şey mükemmeldir. Mükemmel olmayan insanın kendini sunuşudur.

Evreni düşünen kimse küçücük, minicik, önemsiz bir varlık olduğunun farkına varıp irkilir. Ancak evrenin derinlikleri minicik varlığın beynine kodlanmıştır ve çözülmeyi, anlaşılmayı bekler.

Gözler ve kulaklar olmadan da vardır evren. Onlar görünene ve duyulana götürürler ama bunların ötesinde bambaşka bir evren var.

Sonsuzluk ya da son diye bir şey yoktur. Olsa bile ikisi çarpışıp birbirini yok eder.

Farkındalığı ve algıları gelişmiş biri dünyayı toz pembe olarak göremez, kötümser olur. Hiç sebep yokken yüzyılların sıkıntısını duyup kederlenebilir ve melankoli içine düşebilir.

Bilinmeyene giden yolda akıl ve mantık karanlıklarda fener gibidir. Ancak bilinmeyen için fenerden daha güçlü bir ışığa ihtiyaç vardır.

Kimi kendini kendine adar ve garipsense de çevreden soyutlanır, beklentilere kayıtsız kalır. Karanlıklar içinde yanıp sönen zayıf ışığın peşindedir sorularına cevap olacağını umarak. Eğer donuk bir yıldız gibiyken güçlendirebilirse o ışığı içine alarak, hiç sönmeden ışıldadığını ve sonsuzluğu duyumsar.

Güzellikler bitmeden yüreğe alıp doldurmalıdır çünkü bittiğinde yürektekiler yol gösterecektir.

İnsan beş sene öncesini ve şimdiyi düşünüp kızar kendisine değişmediğini sanarak. Oysa bilmez ki bir anda bile değişir.

Kimisi için yaşam göz kapatıldığında anlık titreşimlerden ve geçen yıllardan geriye kalanlardır. Hatırlanamayanlar, anlamsızlıklar, yaşamı farklı görmeye başladığında geriye bakıp duyulan pişmanlıklar, farkına varılamayanlar fark edildiğinde de boşvermek bile bile değişmemek ve her şey bittikten sonraki ağlanmalardır. 


Denize baktığında sonsuzluğun içine dolduğunu duyumsarsın ve düşlere dalarsın. Üç çatallı zıpkını ve atıyla düşsel zamanı aşıp gelen denizlerin kralını görürsün uzaklardan gelmiş gibi ama sadece düşüncende beliren bir görüntüdür o.

Kişi kendi içinde barınan ve ona özgürlüğü yasaklayan görünmeyen, hissedilen güce karşı koyamazsa hapishanenin parmaklarından sadece burun ve elleriyle çıkabilir, tüm vücuduyla değil.

Ölüm başlayan yaşamın bitişiyse sonsuzluk nerede diye sorulabilir. Sonsuzluk yinelemededir. Aslında sonsuzluk içinde bulunulan andadır da.

Kulağına ulaşan rüzgarın uğultusu birbirine karışmış sesleri susturur. Oltayı kaldırdığında koca bir balık görürsün iğnenin ucunda ve inanamazsın gözlerine. Sonra içini bir huzur kaplar. Kaçan umutlarını, özlemlerini ve düşlerini yeniden yakaladığını sanırsın ve bir daha bırakmamak için sıkıca sarılırsın.

Belirsizlik, bulanıklık, kaos ve kararsızlık kendilerine seni kurban seçmişlerse onlardan kurtulabilmen çok güçtür. 

İnsan merak eder, öldükten sonra dünyayı gözleyebilecek midir? Yoksa tam bir kopuş mu olacaktır? İlki geçerliyse herhalde insanların kendisini fark etmemesinin ve algıların ötesinde olmasının rahatsızlığını duyacaktır.

Yıldızlar örtün, toprak yatağın, kayalar yastığın, böcekler çarşafın olmuşsa, bilinmeyen bir uykudasın ve bil ki ölmüşsün. Uykunun sonu geldiğinde örtü olan yıldızlar yol göstericin olacaktır.

Ölümün ürkütücü sessizliğinin sesine ulaşmadan önce kapkara çiçeklerle karşılaşılır. Karanlık koridoru geçip ölüme ulaşınca birden aydınlanıverir etraf.

Nalan Yılmaz, 10 Mart 2003, Hürriyet, Agora


*****Bu sayfalardaki yazıların tüm hakları yazara aittir. Sadece kaynak gösterilerek, yazar adı ve orijinal sayfanın aktif linki belirtilerek alıntı yapılabilir ve paylaşılabilir. Nalan Yılmaz adıyla tüm yazılar 'Creative Commons Attribution Noncommercial-No Derivative Works 3.0 Unported License' altında tescillidir. 2008-2017 Creative Commons License

0 yorum :

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...